Elden Ring oynarken bir noktada kendimi şöyle düşündüğümü fark ettim: “Ben bu oyuna para mı verdim, yoksa oyun beni mi satın aldı?” Daha ilk dakikada karşına çıkan o kapıdaki ağaç yaratığı var ya, resmen “hoş geldin, dayak servisi burası” diye karşıladı beni. Oyuna daha yeni girmişim, menüyü bile tam kurcalayamamışım, adam sanki yıllardır beni bekliyormuş gibi patakladı. O an anladım ki bu oyun cidden başka bir kafada.
Oynanış zaten FromSoftware klasiği: düşmanı görüyorsun, “hallederim ya” diyorsun, sonra iki tokatla yere yatırıyor seni. Bir noktadan sonra yuvarlanmak hayat felsefesi gibi bir şeye dönüşüyor. Hatta o kadar alışıyorsun ki gerçek hayatta bile bir şeye takılınca içinden “roll at” diyesin geliyor. Yine de itiraf edeyim, sinir krizinin sınırlarında dolaştırsa da dövüş sistemi o kadar tatlı ki, öldüğünde bile “tamam, yine deneyeceğim” diyorsun. Bir yandan sövüyorsun, bir yandan da bağımlılık yapıyor, çok garip bir ilişki.
Harita konusuna gelirsek… Bu ne kardeşim? Bitmeyen dizi gibi. “Bir köşeye bakayım” diyorsun, başka bir diyar çıkıyor. “Şu mağaraya da gireyim” diyorsun, karşında bir boss. Oyunda resmen adım başı bir bela var. Kafamı sağa çeviriyorum dev, sola çeviriyorum başka bir yaratık. Sanki herkes benimle özel olarak uğraşıyor gibi. Yine de keşfetmesi inanılmaz zevkli; “bir şey buldum!” hissi çok hoş, her köşede güzel bir sürpriz var, ama tabi bu sürprizlerin çoğu seni öldürmek istiyor o ayrı.
Bosslara gelelim… Margit’i ilk gördüğümde “tamam ya, bu adamı yenerim” özgüvenindeydim. İki saniye sürdü o özgüven. Adam beni paramparça etti. O noktada anladım ki Elden Ring’de herkes senden daha hızlı, daha sinirli ve kesinlikle senden daha güçlü. Ama işin güzel yanı şu: bir boss’u yendiğinde kendini resmen dünyayı kurtarmış gibi hissediyorsun. O gurur, o tatmin… “Tamam, bütün sinir krizlerim helal olsun” diyorsun.
Sonuç olarak Elden Ring öyle bir oyun ki hem tokadı basıyor hem gönlünü alıyor. Bir yandan sövüyorsun, bir yandan “ulan çok iyi oyun yapmışlar” diyorsun. Sabır gerektiriyor, sinir bozuyor ama bırakamıyorsun. Eğer sabrın biraz bile varsa, meydan okumayı seviyorsan ve ekran başında arada bir “hadi oradan” diye bağırmayı dert etmiyorsan kesinlikle girmen gereken bir deneyim. Oyunun tek kötü yanı, seni elinde olmadan ciddiye alması. Sen “oyun oynayacağım” diye giriyorsun, oyun sana “hayır kardeşim, bu bir sınav” diyor. Ve doğruyu söylemek gerekirse… sınav bayağı zevkli.